Aile Hukuku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aile Hukuku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2016 Pazartesi

Evliliğin Temelinden Sarsılmasi Nedeniyle Boşanma Yargıtay Kararları

Kısaca özetleyecek olursak evlilik birliğinin temelinden sarsılması için  :
  • Eşleri sarsıcı bir olay meydana gelmeli
  • Evlilik birliğinin devamı eşlerden beklenmeyecek derecede sarsılmış olmalı.
Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylar/davranışlar/tutumlar
  • Cinsel doyumun sağlanamaması (HGK, 79/3748 K. )
  • Evlilikten itibaren iki ay geçmesine rağmen kızlığın bozulmaması (2. HD. 85/9645 K.)
  • Yatak sırlarının ifşası (2. HD. 91/12620 K.)
  • Küçük düşürme (HGK. 91/2200 K.)
  • Yıkanmama , duş almama. (HGK. 64/2604 K.)
  • Kumar oynayarak aileyi sıkıntıya düşürme (2. HD 75/9170 K.)
  • Kocaya bulaşık yıkatma ve yemek yaptırma (HGK. 72/1357 K.)
  • Aşırı kıskançlık (HGK. 72/262 K.)
  • Eşin aşırı şekilde borçlanması, eve haciz gelmesine neden olması, at yarışı iddia ve şans oyunları oynayarak ailesini mağdur etmesi.
  • Çalışmak istememe, eve bakamama
Aile birliğinin temelinden sarsılması
bu durumun bunalım geçirmesinden kaynaklandığı davranışlarının iradi olmadığı sebebiyleboşanma davasının reddine karar verilmiştir. Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinden verilen 9.2.2010 tarihli sağlık kurulu raporunda davacı-davalıya "reaktif depresyon" tanısı konulduğu, akli dengesinin akıllıca yaşam sürdürmek için yeterli olduğu, iradesinin verdiği kararlar ve hareketleri üzerinde etkili olduğu, basit düzeydeki ruhsal deprasyonun vesayeti gerektirmediği bildirilmiştir. Raporda yer alan bu açıklamalar karşısında davacı-davalının eylemlerinin iradi olmadığı kabul edilemez. Davacı-davalının intihara ve çocuğunu boğmaya kalkıştığı, ev işlerini yapmadığı çocuğuna ve eşine gerekli ilgi ve sevgiyi göstermediği toplanan delillerle anlaşıldığına göre, bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davalı-davacı (koca) dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanma davasının kabulü ile boşanmaya (TMK.m.166/1) karar verilecek yerde yetersiz gerekçe ile boşanma davasının reddi doğru bulunmamıştır. (YARGITAY 2. Hukuk Dairesi 2010/9587 E. , 2011/10887 K.
Toplanan delillerden davalının “iki uçlu mizac bozukluğu” denilen bir hastalığı olduğu , hastalığın zaman zaman alevlenmelerle seyrettiği ve 2000 yılında başlayıp 6 yıldır sürdüğü, ancak yapılan tedavi sonucu davacının tam iyileşme durumuna girdiği, kısıtlanmasına gerek bulunmadığı anlaşılmaktadır. Söz konusu hastalığın zaman zaman ataklar halinde devam etmesi nedeniyle, davalının evlilik birliğinin yürümesine engel teşkil eden tüm davranışlarını hastalık nedeniyle yaptığı sonucuna varılamaz.Hastalık devresi dışında da aynı hareketlerine yer vermektedir. O halde davalı kadının birlik görevlerini yerine getirmediği ve bu nedenle kusurlu olduğu kanaatine varılmıştır.
Ne var ki, davacı koca da, tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere eşini rahatsızlığı nedeniyle halk arasında hoca diye adlandırılan kişilere götürmüş olması, aynı apartmanda oturan annesinin davalı eşine karşı takındığı olumsuz tutuma sessiz kalması nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında etkili olmuştur.
Açıklanan nedenlerle tarafların eşit kusurlu sayılmaları gerekir. Tarafların eşit kusuru nedeniyle de, ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcuttur. Eşleri birlikte yaşamaya zorlamak kanunen mümkün değildir. Boşanmaya (TMK.md.166/1) karar verilecek yerde, davanın reddi doğru bulunmamıştır. (YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 2008/2-169 E. , 2008/210 K.)

  • T.C. YARGITAY Hukuk Genel Kurulu Esas:  2010/2-745 Karar: 2011/27 Karar Tarihi: 02.02.2011
  • BOŞANMA DAVASI – ORTAK HAYATI TEMELİNDEN SARSACAK DERECEDE VE BİRLİĞİN DEVAMINA İMKAN VERMEYECEK NİTELİKTE GEÇİMSİZLİK – EŞLERİ BİRLİKTE YAŞAMAYA ZORLAMANIN ARTIK KANUNEN MÜMKÜN GÖRÜLMEDİĞİ – DAVANIN REDDİNİN İSABETSİZ OLUŞU – DİRENME KARARININ BOZULDUĞU   ÖZET: Somut olayda, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı-davalı koca da dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davacı-davalı kocanın boşanma davasının da kabulü ile boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davasının reddi doğru bulunmamıştır. Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 25.2.2010 gün ve 22014-3605 sayılı ilamı ile;
  • (…Yapılan soruşturma, toplanan delillerle davacı-davalı kocanın eşine şiddet uyguladığı, hakaret ettiği, kovduğu ve başka bir kadınla ilişkisinin bulunduğu davalı-davacı kadının ise güven sarsıcı davranışlar sergilediği, eşine hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı-davalı koca da dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davacı-davalı kocanın boşanma davasının da kabulü ile boşanmaya (TMK. md. 166/1) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davasının reddi doğru bulunmamıştır…)gerekçesiyle bozma nedenine davalı-davacı kadının boşanma davasına yönelik temyizin incelenmeksizin davacı-davalı kocanın lehine bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
  • Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

21 Kasım 2016 Pazartesi

Kusurlu Eş Yoksulluk Nafakası Alabilir mi?

Yoksulluk Nafakası

Gerek sosyal ve ekonomik koşullar gerek gelenek ve dinin etkisi ile insanlar birbirine zorunlu olarak bağımlı kılınmaktadır. Bu bağımlılığın zorunlu bir sonucu olan Yoksulluk Nafakası; biten bir evliliğin sonucunda maddi olarak güçlü olan tarafın diğer tarafa ekonomik anlamda “süresiz” yardım etmesidir. Medeni Kanunun Yoksulluk Nafakası başlıklı 175. Maddesi; boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceğini hükme bağlamıştır.
Uygulamada genellikle kadın lehine Yoksulluk Nafakası’na hükmedildiği görülse de yeni Medeni Kanun eski Medeni Kanundaki gibi kadın-erkek ayrımı yapmamıştır. Dolayısıyla boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kadın veya erkek, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilecek olup nafaka yükümlüsünün kusuru aranmamaktadır. Kanun koyucu, yoksulluk nafakasının süresiz (devamlı) olarak ödeneceğini hükme bağlamıştır. (MK. md. 174/I). Fakat Yoksulluk Nafakası belli bir süre için istenmiş ve mahkemenin bu yöndeki kararı da kesinleşmişse, Yoksulluk Nafakası alacaklısı, daha sonra bu sürenin uzatılması yönünde bir talepte bulunamaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında yoksulu; yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanlar olarak tanımlamıştır. Yine söz konusu kararında devamla yoksulluk durumu günün ekonomik koşulları ile birlikte, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları değerlendirilerek takdir edilmelidir demektedir
  • Yoksulluk Nafakası’nın yoksulluğa düşen veya düşecek olan tarafça talep edilmesi gerekir. Bu talep açılan boşanma davası ile birlikte yapılabileceği gibi, eğer, boşanma davasıyla birlikte karşı taraftan yoksulluk nafakası talep edilmemişse boşanma kararı kesinleştikten sonraki bir yıl içerisinde karşı taraftan yoksulluk nafakası talebinde bulunabilir. Bu 1 yıllık zaman aşımı süresi geçtikten sonra yoksulluk nafakası talebinde bulunulamaz.
  • Yoksulluk Nafakası talep eden tarafın kusurunun, karşı tarafın kusurundan daha ağır olmaması gerekir. Eğer Yoksulluk Nafakası talebinde bulunan taraf daha ağır kusuru varsa mahkeme Yoksulluk Nafakası’na hükmetmez. Örneğin aldatan taraf yoksulluğa düşecek olsa bile yoksulluk nafakası alamaz.
  • Boşanma yüzünden yoksulluk nafakası talebinde bulunan tarafın yoksulluğa düşmüş olması gerekir. Yoksulluk Nafakası talebinde bulunan taraf ekonomik olarak güçlü ise mahkeme bu taraf lehine Yoksulluk Nafakası’na hükmedemez.
Yoksulluk nafakası
Yargıtay HGK.nun 7.10.1998 tarih ve 2-656-688 sayılı kararında da kabul edildiği gibi yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir. HGK.nun yerleşik kararlarında "asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması," yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu kabul edilmemiştir. (HGK. 7.10.1998 gün 1998/2-656 E.,1998/688 K. 26.12.2001 gün 2001/2-1158-1185 sayılı ve 1.5.2002 gün 2002/2-397-339 sayılı kararları).

Benzer (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2015/6795 E. , 2015/14707 K.)

24 Ağustos 2016 Çarşamba

Boşanmış Ailelerin Çocuğu Annenin Soyadını Alabilir

BOŞANMA SONRASI ANNENİN SOYADININ ÇOCUĞA VERİLMESİ

 Aşağıda bulunan yargıtay kararı Aile Hukuku açısından dikkate değer değişiklikler meydana getirebilecek öncü nitelikte bir karardır. Kadın erkek eşitliğinin sağlana bilmesi açısından atılan bu adım devrim niteliğindedir

Artık boşanmış eşlerin çocuklarının velayeti anneye verildiği takdirde , çocuk annenin soyadını alabilecektir. Yalnızca çocuğun soyadının değiştirilmesinde hukuki bir yarar bulunması yeterlidir.


Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 30.09.2014 gün ve 2014/7895 E. 2014/13747 K. sayılı ilamı ile;        
"...Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının eski eşinden boşanmasının ardından küçüğün velayetinin davacı anneye verildiğini, boşanmadan dolayı annenin soyadı ile çocuğun soyadının farklı hale geldiğini ve bu durumun çocuğu ruhsal olarak rahatsız ettiğini, onun her türlü ihtiyacını karşılayan annesini de resmi işlemlerde zora soktuğunu bu sebeplerle ve dayanak olarak Anayasa Mahkemesinin 08.12.2011 tarihli 2010/119 Esas, 2011/165 Karar sayılı, 2525 sayılı Nüfus Kanununun 4.maddesinin ikinci fıkrasını Anayasa'ya aykırı bularak iptal eden kararını esas alarak haklı sebebin de oluştuğu gerekçesi ile küçük ...'nın, annesi-davacının soyadı olan ... şeklinde değiştirilmesini istemiş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.


Boşanmış ailelerin çocuğu annenin soy adını alabilir mi?
Annenin soyadını almak mümkün mü?
Soyadı neye göre değiştirilebilir?
Yargıtay kararları , İçtihat ,Aile Hukuku ,Hukuk ,Danışma, Avukat , Adalet
Aile hukuku kararları 

Evliliğe Ailenin Müdahalesine Sessiz Kalmak Tazminat Nedeni

Yargıtay, ailesinin evliliğine müdahalesine sessiz kalan erkeği, küfür edip, büyü yapan karısıyla eşit kusurlu saydı. Yargıtay, davacı kocanın kazandığı 2 bin 500 lira tazminatı da bozdu. Karar örnek niteliği taşıyor.
Ankara'dan mail atan bir erkek okurum eşiyle anlaşamadıklarını, karısının küfür ettiğini, sürekli medyuma gittiğini, ailesinin de sürekli evliliklerine müdahale ettiğini yazıp, "Boşanmak istiyorum, karım küfür ettiği ve ailesi evliliğimize müdahale ettiği için tazminat talep edebilir miyim" diye sormuş.
Medeni Kanun'a göre eşler şiddetli geçimsiz gerekçesiyle boşanma davası açabildikleri gibi boşanmada kusuru olmayan taraf, kusurlu taraftan manevi tazminat talep edebiliyor. Yargıtay benzer bir davada iki hafta önce örnek karar verdi. Önce o kararı anımsatayım:
İzmir'de, İ.İ adlı erkek, N.İ ile evlendi. Çift, İ.İ'nin ailesine ait apartmanın üst katına yerleşti. Genç çiftin arasında bir sonra şiddetli geçimsizlik başladı. Kadın evden ayrıldı. İ.İ, 14 aydır evli olduğu karısına boşanma davası açtı.
KÜFÜR-BÜYÜ TAZMİNATI İSTEDİ
Karısının, her gece hakaret ettiğini, bunu duyan komşularının ailesine söylediğini savunan İ.İ, boşanmanın yanında, karısından beş bin lira da manevi tazminat isterken, şu gerekçeleri gösterdi:
"Karım ailesinin etkisiyle davamlı büyü işleriyle uğraştı, evin her yerinde muskalar bulduk. Onur kırıcı davranışları nedeniyle güvenimi, evliliğe olan inancımı kaybettim. Eşim rahat etsin diye gece gündüz çalıştım. Bu evlilik için çok masraf yaptım. Evi istediği gibi döşedik. 4 ay önce ortada hiçbir neden yokken beni terk etti, geri dönmedi. Boşanmak ve uğradığım zararlar için beş bin lira manevi tazminat istiyorum"
KADIN DA TAZMİNAT TALEP ETTİ
N.İ ise eşinin ailesinin kendisine düşman gözüyle bakıp hiç yalnız bırakmadıklarını, evin tuvaletleri dahil yeri yerini kendisine temizlettiklerini, evi terk etmeyip kovulduğunu öne sürdü. N.İ, asıl kendi kişilik haklarının zarara uğradığını savunarak, 20 bin lira manevi tazminat ve 500 lira nafaka istedi.
MAHKEME: KADIN KUSURLU, KOCASINA TAZMİNAT ÖDESİN
İzmir 10. Aile Mahkemesi, 3 Mart 2011'de çiftin boşanmasına karar verdi. Cep telefonundan N.İ'nin kocasına attığı SMS'lerdeki hakaret sözcüklerini ve tanık ifadelerini dikkate alan mahkeme, kadını ağır kusurlu saydı. Nafaka talebini reddederken, kocasına 2 bin 500 lira manevi tazminat ödemeye mahkum etti.
YARGITAY: SESSİZ KALAN ERKEKTE KUSURLU
Temyizde Yargıtay boşanmayı onarken, "çifti eşit kusurlu" buldu. Kocanın kazandığı 2 bin 500 lira tazminatı ise bozdu. 12 Mart 2012 tarihli karar şöyle:
"Davalı kadının eşine ağır sözlerle hakaret etmesine karşılık; davacı kocanın, eşinin manevi yönden bağımsız konut isteğine karşı çıkarak ailesinin evlilik birliğine müdahalesine ses çıkarmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda iki tarafın da eşit kusurlu olduğunu kabulü gerekir. Durum böyleyken kadının ağır kusurlu kabul edilmesi ve bu kusur belirlemesine bağlı olarak yoksulluk nafakası isteminin reddine karar verilmesi isabetsizdir. Taraflar eşit kusurludur. Davacı kocanın manevi tazminat isteğinin reddi yerine kabulü doğru olmamıştır."
DİRENME KARARINA DA RET
Mahkeme ilk kararında direnince dava YHGK'na geldi. 27 Mart'ta dosyayı görüşen Kurul, dairenin "çift eşit kusurlu" kararını yerinde buldu ve direnme kararını bozdu. Bu karar bağlayıcı olduğu için boşanmaları kesinleşen ve "eşit kusurlu" bulunan bu çift birbirlerinden manevi tazminat alamayacak.


Kaynananın evliliğe karışması ,Kaynana ile aynı evde yaşamak, eşimin ailesi evliliğimize karışıyor, aileler arasında anlaşmazlık, Eşlerin ailelerinin karışmasına sessiz kalması , kayınpederin evliliğe karışması, Evlilik koşullarının çekilmez hale gelmesi, Aile hukuku, Boşanma ,

Yargıtay kararları , İçtihat ,Aile Hukuku ,Hukuk ,Danışma, Avukat , Adalet
Aile hukuku kararları